Ticari Uyuşmazlıklarda İade Faturaları, Konkordato Zırhı ve İcra İnkâr Tazminatı
Av. Dr. Burak Doğan · Mart 2023

Asliye Ticaret Mahkemelerinde itirazın iptali ve alacak davaları üzerine görev aldığım dava süreçlerinde ve bilirkişi raporu çalışmalarında, şirketlerin muhasebe, finans ve hukuk departmanları arasındaki iletişimsizliğin devasa hak kayıplarına yol açtığına sıklıkla şahit olmaktayız. Bir danışmanlık şirketinin ödenmeyen faturaları için başlattığı icra takibi dosyası, ticari hayatta karşılaşılan iki kritik hukuki meseleyi tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor: İade faturalarına süresinde itiraz edilmemesi ve konkordato mühletinin icra inkâr tazminatı üzerindeki etkisi.
Sessizliğin Maliyeti: İade Faturasına İtiraz Etmemek
Türk Ticaret Kanunu (TTK) madde 21 gereği, bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren 8 gün içinde faturanın içeriğine itiraz etmezse faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Uygulamada şirketler hizmet verdiklerinde faturayı kesmekte, ancak karşı taraf (hizmeti almadığını veya hatalı olduğunu iddia ederek) sisteme bir "iade faturası" düşmektedir.
İncelediğimiz vakada, davacı şirket verdiği hizmete istinaden on binlerce liralık faturalar düzenlemiş; ancak davalı şirket bu faturaların bir kısmına karşı elektronik ortamda "İade Faturası" keserek bunu e-posta ile bildirmiştir. Davacı şirketin muhasebe/hukuk birimlerinin bu iade faturasına yasal süresi (8 gün) içinde itiraz etmediği saptanmıştır.
- İade faturasına sessiz kalınması, hukuken faturanın (ve "hizmetin verilmediği" iddiasının) kabulü karinesini doğurur.
- Bu aşamadan sonra ispat yükü yer değiştirir. Davacı şirket, artık o iade faturasına rağmen hizmeti fiilen verdiğini somut yazılı delillerle ispat etmek zorunda kalır. Dosyada bu yönde kanıtlayıcı bir belge sunulamadığı için, bilirkişi raporlarında "hizmetin verildiği" ve "verilmediği" varsayımları üzerinden mahkemenin takdirine yönelik iki farklı finansal tablo (seçenekli hesaplama) hazırlanmak durumunda kalınmıştır.
Konkordato Mühleti Öncesi ve Sonrası Alacakların Hukuki Ayrımı
Dosyadaki en çarpıcı ve stratejik tartışma ise davalı şirketin yargılama sürecinde "Geçici Konkordato Mühleti" almış olmasıdır. Konkordato, borçlu şirketleri icra takiplerine karşı koruyan güçlü bir zırhtır. Kural olarak, konkordato mühletinden önce doğan tüm alacaklar konkordatoya (ve mühletin getirdiği takip yasağına) tabidir. İlgili dosyada da ana fatura alacakları mühletten önce doğduğu için bu zırhın koruması altındadır.
Ancak, alacaklı kurumların (davacıların) elini güçlendiren çok kritik bir yargısal ve doktrinel ayrım mevcuttur:
- Asıl Alacak: Fatura tarihi itibarıyla mühletten önce doğduğu için konkordatoya tabidir.
- İcra İnkâr Tazminatı ve Yargılama Giderleri: Davalı borçlu, sırf ödemeyi geciktirmek adına icra takibine haksız yere itiraz etmiş ve alacaklıyı dava açmak zorunda bırakmıştır. Borcun reddedilmesinden ve davanın açılmasından kaynaklanan İcra İnkâr Tazminatı (%20), takip masrafları ve yargılama giderleri, hukuken konkordato mühletinden sonra doğmuş kabul edilir.
"Davalının alacağı haksız yere inkâr etmesi dolayısıyla oluşan icra inkâr tazminatı ve yargılama masrafları, konkordato mühletinden sonra doğmuş kabul edileceğinden konkordatonun koruyucu zırhından yararlanamaz. Alacaklı, bu fer'i kalemler için borçluya karşı takibe devam etme hakkına sahiptir."
Sonuç ve Kurumsal Strateji
Bir ticari uyuşmazlık, sadece faturaların kesilmesiyle değil, sürecin hukuki ve finansal entegrasyonu ile kazanılır veya kaybedilir. Şirketlerin muhasebe sistemlerine düşen "iade faturalarının" yalnızca bir muhasebe kaydı olarak görülmemesi; derhal hukuk departmanına bildirilerek 8 günlük KEP/Noter itiraz sürelerinin kaçırılmaması gerekmektedir.
Diğer yandan, borçlu firmaların konkordato ilan etmesi durumunda alacaklı kurumların pes etmemesi; konkordatoya tabi olan ana alacaklar ile konkordatodan etkilenmeyen inkâr tazminatları ve masrafları finansal analizlerle ayrıştırarak, tahsilat stratejilerini bu hukuki realite üzerinden şekillendirmeleri gerekmektedir. Ticari alacak davalarında finansman maliyetlerinin ve ticari avans faizinin (örn: %16,75 vd.) yaratacağı etkinin adil tespiti, ancak hukuk ve muhasebe disiplinlerinin eşgüdümlü çalışmasıyla mümkündür.