B·D Burak Doğan
Yazılar

Bankacılık İşlemlerinden Doğan TMSF Rücu Davalarında Sorumluluk, Zamanaşımı ve Faiz Rejimi

Av. Dr. Burak Doğan · Temmuz 2023

Dosya yığınları önünde adalet terazisi

Finansal regülasyonların günümüzdeki kadar sıkı olmadığı 1990'lı yılların sonu ve 2000'lerin başında gerçekleşen usulsüz bankacılık işlemleri, aradan çeyrek asır geçmesine rağmen Asliye Ticaret Mahkemelerinin gündemini meşgul etmeye devam etmektedir. Özellikle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredilen bankalardaki sahte talimatlar, usulsüz havaleler ve zimmet iddialarından doğan rücu davaları, hukukun ve finansal matematiğin en karmaşık kesişim noktalarından birini oluşturmaktadır.

Gerek finansal kurumlara verdiğimiz mevzuat ve risk yönetimi eğitimlerinde gerekse Asliye Ticaret Mahkemelerindeki bilirkişi raporu çalışmalarında; bu tür çok aktörlü (banka yöneticisi, operasyon personeli, işlemi gerçekleştiren ticari acente) davaların, standart bir tazminat davasından çok daha katmanlı bir inceleme gerektirdiğini gözlemliyoruz. Bir tarafta ihmali bulunan bordrolu banka çalışanı, diğer tarafta fiilden menfaat sağlayan ticari aktörler yer alırken; zamanaşımı, ispat yükü ve faiz hesaplamaları her bir fail için ayrı ayrı şekillenmektedir.

Yirmi Yıllık Zamanaşımı: Fon Alacağı Kavramı

Borçlar Kanunu'na göre haksız fiillerden veya sözleşmeye aykırılıklardan doğan alacaklarda genel zamanaşımı süresi kural olarak 10 yıldır. Ancak 1998-1999 yıllarında gerçekleşen bir usulsüzlük nasıl olur da bugün hala dava konusu edilebilir?

Bunun yanıtı, bankacılık krizleri sonrası yürürlüğe giren özel mevzuatta yatmaktadır. 4389 sayılı (eski) Bankalar Kanunu'na 2003 yılında eklenen Ek-3. madde ve mevcut 5411 sayılı Bankacılık Kanunu hükümleri gereği, kanundan kaynaklanan Fon alacaklarında zamanaşımı süresi 20 yıla çıkarılmıştır. Üstelik bu sürenin başlangıcı, işlemin yapıldığı tarih değil; TMSF'nin, zarara sebebiyet veren kişilerin fiilleri nedeniyle üçüncü kişilere ödeme yaptığı veya yapacak olduğu tarihtir. Bu özel düzenleme, banka çalışanlarının "üzerinden yıllar geçti, sorumluluk düştü" şeklindeki standart zamanaşımı (def'i) savunmalarını boşa çıkarmakta ve bankacılık operasyonlarındaki hukuki sorumluluğun ne kadar uzun kuyruklu bir risk (long-tail risk) taşıdığını göstermektedir.

Kusur Dağılımı ve İspat Yükünün Tersine Çevrilmesi

Sahte talimatlı havale gibi usulsüzlüklerde genellikle iki farklı fail profili bulunur:

  1. Haksız Menfaat Sağlayanlar: Usulsüz işlemi bizzat organize eden, parayı kendi veya şirketinin hesabına geçiren ticari aktörler (acente sahipleri, şirket yetkilileri vb.).
  2. İhmali Bulunan Banka Çalışanları: Yoğunluk, tecrübesizlik veya sistemsel zafiyetler nedeniyle sahte imzaları/talimatları fark edemeyen gişe yetkilileri, cari işlemler sorumluları ve şube müdürleri.

Bu tür sorumluluk davalarında en kritik hukuki kalkanlardan biri, şirket yöneticileri (acente yetkilileri vb.) için geçerli olan ters çevrilmiş ispat yükümlülüğüdür. Kendisine sorumluluk isnat edilen yönetici, zarara yol açan eylemlerden dolayı sorumluluğunun bulunmadığını bizzat ispat etmek zorundadır. Banka çalışanları açısından ise, işveren ile aralarındaki sözleşmesel ilişkinin ötesinde, "haksız fiil" ilkeleri çerçevesinde bir sorumluluk doğar.

Ticari davalarda adil bir hüküm kurulabilmesi için asıl alacağın (kök davada ödenen tutar), faillerin olaya dahliyetine göre paylaştırılması şarttır. Raporlamalarımızda mahkemeye tek bir sonuç sunmak yerine; banka personelinin sistemik kusuru ile ticari faillerin kastını tartarak, %30-%70, %50-%50 gibi çeşitli kusur dağılımı senaryolarını (finansal alternatifleriyle birlikte) hakimin hukuki takdirine sunmayı stratejik bir zorunluluk olarak görüyoruz.

Finansal Matematik: Aynı Dosyada "Yasal Faiz" ve "Avans Faizi" Ayrımı

Bu davaların finansal analizi sıradan bir faiz hesaplamasından çok daha komplekstir. Ortada müşterek ve müteselsil bir zarar olsa da, faillerin sıfatlarına göre borca işletilecek faiz türü değişmektedir:

  • Banka Çalışanları İçin Yasal Faiz: Gişe memuru veya şube müdürü gibi çalışanlarla banka arasındaki ilişki, ticari bir işten ziyade vekalet/hizmet ilişkisine dayandığından; şayet açık bir akdi temerrüt faizi sözleşmesi yoksa, bu kişilere haksız fiil ilkeleri gereği genel yasal faiz (örn: %9) uygulanır.
  • Ticari Failler (Acenteler) İçin Avans Faizi: Haksız ödemeyi kendi hesaplarına aktaran ticari kurumlar ve acente sahipleri içinse, taraflar arasındaki ilişkinin "ticari iş" sayılması hasebiyle, TCMB'nin yıllar içinde değişkenlik gösteren ticari avans faizi (örn: %17,75, %13,75, %11 vb.) kademeli olarak uygulanır.

"TMSF rücu davalarında, salt hukuki argümantasyon yeterli değildir. Kusur oranlarının adil bir biçimde dağıtılması ve failin sıfatına (tacir/çalışan) göre değişen faiz rejimlerinin yıllara sâri olarak doğru hesaplanması, davanın seyrini belirleyen temel unsurdur."

Sonuç ve Stratejik Değerlendirme

Bankacılık işlemlerinden doğan geçmişe dönük rücu ve tazminat davaları; yalnızca kanun maddelerinin yorumlanmasını değil, banka iç işleyiş prosedürlerinin, muhasebe kayıtlarının ve yıllar içinde değişen faiz oranlarının (finansal matematiğin) aynı potada eritilmesini gerektirir. İster davacı ister davalı konumunda olunsun, bu tür karmaşık ticari uyuşmazlıklarda salt hukuki ezberlerle yola çıkmak büyük hak kayıplarına yol açabilir.

Kurumsal risk yönetimi ve dava takibi süreçlerinde; hem sermaye piyasası ve bankacılık mevzuatının ruhunu okuyabilen hem de iddia edilen zararın finansal hesaplamalarını (faiz türleri, indirim oranları, kusur senaryoları) analitik bir yaklaşımla denetleyebilen bütünleşik bir danışmanlık modeli, kurumsal aktörler için hayati önem taşımaktadır.

Kaynakça
5411 sayılı Bankacılık Kanunu
4389 sayılı (Mülga) Bankalar Kanunu ve 5020 sayılı Kanun Değişiklikleri
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu
İstanbul XX. Asliye Ticaret Mahkemesi XXXX/XXX E. sayılı dosyası Bilirkişi Heyeti Raporu
Tüm yazılar